15 Nisan 2015 Çarşamba

Ürün Tavsiyesi; Pandora Kahve (Gold + 3'ü Bir Arada),Sıcak Çikolata vb. Sıcak İçecekler

15 Nisan 2015 Çarşamba
Merhaba, yeni keşfettiğim ve severek tükettiğim hazır tüketim ürünlerinin bir yenisiyle daha sizlerleyim :) Geçenlerde markete uğradığımda farkettiğim Pandora sıcak içecekler özellikle iş yeri tüketimi için inanılmaz pratik. Ben sabahları ayılmak için muhakkak kahve tüketenlerdenim. İş yerinde çekmeceme depoladığım kahveleri bardakta gösterilen mavi oka kadar sıcak su ekleyerek pratik bir şekilde hazırlayabiliyorum.


 Ürünün bardağı gerçekten kaliteli sert bir malzemeden yapılmış, bu nedenle sıcaklığın ele geçmesi, kartonun eğilip bükülmesi gibi bir durum söz konusu değil. Hatta ben bazen üzerine bir bardak daha kahve hazırlayabiliyorum aynı bardak içerisinde. Böylelikle kapağı vs. sayesinde kahvem hem çabuk soğumuyor hemde içerisine toz vs. kaçmadan tüketebiliyorum.


Bardakta gösterilen ölçüyü bozmazsanız gerçekten kıvamlı ve güzel sıcak çikolata, kahve vs. içme şansınız oluyor. Aman ölçüyü kaçırayım demeyin :) Şahsen ben Türk aklıyla hazır çorbalara her daim tariftekinden daha fazla su koyan ben, ilk hazırlamada aynı mantıkla kıvamsız bir kahve içmek zorunda kalmıştım :)


 Bardağın dışındaki naylon kaplamayı açtıktan ve kapağı kaldırdıktan sonra bardağın dibine gömülü köpük benzeri alan içerisindeki kahveyi şeridi çekerek açmanız gerekiyor.


Ürünün yanında çıkan minik plastik kaşıkta oldukça kaliteli plastik. Zira ben bunları biriktirip daha sonra tekrar tekrar kullanıyorum :)
Sizde kahveyi ve pratik ürünleri sevenlerdenseniz en azından denemeniz tavsiye olunur :)

14 Nisan 2015 Salı

Severek İzlediğim Diziler Vol.4 # Castle #

14 Nisan 2015 Salı
"The Mentalist" biter bitmez aynı tarzda dizi arayışı içerisine girmiştim. Zira bendeki bitmek tükenmek bilmeyen Suç/Gizem/Polisiye merakıma uygun her daim takip ettiğim en az bir dizim olmuştur. Arada her ne kadar tarzı pek benzemesede "Homeland" dizisini sokmuş ve yayınlanmış tüm sezonlarını bir çırpıda bitirmiştim. Homeland'in sezon arasına girmesini takiben, uzun süreli arayışım nihayet son buldu :) Sizi yeni süper keşfimle tanıştırayım, huzurlarınızda  "Castle":)


Allahım sen ne güzel bir dizi çıktın öyle:) Hiç sıkılmadan izliyorum. Başroldeki oyuncular çok tatlış hemde hepsi :) 


Baş rolde Gizem/Korku/Cinayet romanları yazarımız Richard Castle (Nathan Fillion), NYPD'nin güzel cinayet dedektifi Kate Beckett (Stana Katic), Castle'ın kızı zeki ve becerikli Alexis ( Molly Quinn), Castle'ın eğlenceli annesi ki kendisi dizide en bayıldığım karakterlerden Martha Rodgers (Susan Sullivan) :) Ve NYPD de isimlerini söylemezsem haksızlık yapacağımı düşündüğüm polisler Javier Esposito (Jon Huertas), Kavin Ryan (Seamus Dever), Lanie Parish (Tamala Jones) , Roy Montgomery (Ruben Santiago-Hudson).


Bakmayın dizinin dram/cinayet/gizem kategorisine girdiğine, dizinin her bölümünde istisnasız bir sahneye gülüyorsunuz :)  


Castle ve Alexis'in ev içi baba kız eğlence aktiviteleri müthiş keyif verici. Üstteki resim biraz kopya veriyor sanırım :)

Castle, kızı Alexis ve annesi Martha'nın keyifli aile yaşamlarıda bana göre diziyi çekici hale getiren unsurlardan :) 


Dizi her bölümde  işlenen bir cinayetle başlıyor. Cinayetlerin işleniş şekli ve çözümlerine giden olaylar zincirini görmekteyiz. Bazı bölümlerde ise olaylar genel olaylar zincirine bağlanmakta. Yani Mentalist'te nasıl ki her bölüm bir olay oluyor fakat genel kurguda bulunmaya çalışılan bir Red John vakası vardıysa, Castle dizisinde de benzer bir durum söz konusu. Castle yeni romanı için bir esin kaynağı ararken, güzel dedektifimiz Kate Becket ile yolları kesişir. O günden sonrada bir daha ayrılmaz :) Dedektifimiz Kate Becket kendisini bu mesleğe sürükleyen ailesinin katilinin izini Caste'ın da yardımlarıyla sürmeye başlar.


Dizide tabii ki kaçınılmaz olan Castle & Becket aşkında da ufak ufak gelişmeler görüyoruz. Henüz diziyi bitirmediğim için bende olaylar ne yönde gelişecek bilemiyorum doğrusu, fakat dizinin ilk üç sezonu soluksuz bitti diyebilirim. Bu tür dizi arayışı içerisinde olanlara şiddetle tavsiye olunur :) İyi seyirler.


12 Nisan 2015 Pazar

Senden Önce Ben- Jojo Moyes

12 Nisan 2015 Pazar
Best-Seller kitaplarla oldum olası aram yoktur. Çok fazlada alıp okumam haliyle. Hatta bir kitap Best-Seller olmuşsa okuyacağım varsa bile okumama gibi bir huyumda yok değil. Bu huy çoğunlukla kitaplar için geçerli olsa da, sıklıkla filmler içinde aynı durum söz konusu. Owwww wuuu diyerek abartılan filmlerden güzel olduğunu tahmin etsem dahi o süreçte (dönemsel heves dalgası geçene kadar) izlememeyi tercih ederim. Aklıma gelen ilk örnekler "Babam ve Oğlum" ve "Life of Pie" evet ikiside gayet keyifle izlediğim filmler oldu. Gel gelelim ben ikisinide vizyon tarihinin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen çok yeni izlemiş bulunmaktayım. Pi'nin yaşamını sağolsun şu sıra Fox Tv Çarşamba günleri saat 20.00'de göstermeye başladı (tabii ki Tv de ilk kez :) ) bende bu sayede Tv karşısında şöyle güzel bir film keyfi yaptım.
Fox Tv Fatih Portakal ile ana haber ve yayınladığı vizyon filmleriyle şu sıralar gönlüme taht kurmuş durumda :P Arada ev arkadaşımla birlikte dizilerine de şöyle bir baktığımız doğrudur :D
Konumuza dönersek niyetim kitap hakkında ahkam kesmek değil, yalnızca şu sıra ruh halime çok iyi geldi. Ve neredeyse ilk kez bir Best-Seller kitabı beğenmiş olmanın tarifsiz sevincini yaşadım :P



Jojo Moyes'in "Senden Önce Ben" kitabını arkadaşımın oldukça ikna edici tavrı sonucunda aldığımı kabul ediyorum, ve alırken muhtemelen yine o saçma aşk kitaplarından birine para verdim diye düşünmekteydim. Gece 12'de, yatmadan 20-30 sayfa okurum diyerek elime aldığım kitabı sabaha karşı 5'te elimden bırakabildiğimde (oda zoraki) kitaba biraz haksızlık etmiş olduğum düşüncesindeydim :) Kitap için aman aman hayatınızı değiştirecek vs. demiyorum fakat maximum 1-2 günde bitirebileceğiniz 480 sf. şeker tadında bir kitap. İnsanlar kitabın son 100 sayfasında ne kadar ağladıklarından bahsetmiş, bana göre ilk sayfalardaki Will'in hayatındaki terazinin yön değiştirmesi ve yaşamak zorunda kaldığı hayatın acı dolu yönleri daha duygusaldı. Kitabın sonunu, kitabın ortalarında Clark'ın internetten durum hakkında internetten araştırma yaparken kendisine engelli biri tarafından gönderilen mesajdaki duygudan tahmin etmek güç değildi. Bu nedenle sonu benim için çokta sürpriz olmadı. Her şeye rağmen son sayfalardaki mektup ağlattı :)



                                                     Kitaptan uyarlanan filmin fragmanı

Kitapta kaza sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş bir adam ve ona bakıcılık yapmaya gelen bir kız var. Söylemdeki sığlığa kesinlikle aldanmayın. Kitap boyunca sanki zihnimde film çekermişesine karakterleri kurdum, konuşturdum, yaşadım. Genellikle bu türde kitaplarda ben çeviriyi çok yetersiz buluyorum, buda kitaptan kopmama sebep oluyor maalesef. Dil aktarımı duyguyu bozan, değiştiren bir şey bunu tecrübe ettiğim zamandan bu yana çeviriye ve yayınevine oldukça titizlikle yaklaşırım.Fakat bu defa kitap su gibi akıp gitti :) Aslında bu kitaba romantizm yüklü bir aşk kitabı demek ne kadar doğru olur emin değilim.Zira en etkileyici tarafı tekerlekli sandalyeye mahkum kalmış ana kahramanlarımızdan Will'in yaşadıkları. Aynı zamanda yazarın karakterlerin gözünden kısa kısa hislerini aktarmasıda gayet yerinde bir hareketti. Bunu yapmamış olsa benim açımdan oğullarının verdiği kararda Will'in ailesinin tepkileri biraz şüpheli olacaktı. Tadında ve zamanında okunmuş bir kitap olması bu kitabı bloga taşıdı. Gördüğüm kadarıyla kitabın filmi de çekilmeye başlanmış. Bir Best Seller klasiği olan kitaptan filme uyarlama durumu beni hiç şaşırtmadı, bakalım filmde kitapla aynı etkiyi verebilecek mi? Bekleyip görelim. Bu arda kitabı okumuş olanlar kitabı okurkenki hislerini paylaşsalar mı keşke ? Oldukça merak ediyorumda :)

7 Nisan 2015 Salı

Klavyeyi Mouse Gibi Kullanabilmek

7 Nisan 2015 Salı
Bilgisayarınızın faresi mi bozuldu, farenizin tıkı çok mu ses çıkarıyor?  Her fayda ihtiyaçtan doğar diye boşa dememişler :) Normal zamanda ne gerek var diye düşünseniz de, zor zamanlarda hayat kurtaran bir bilgi :)


Klavyeden "Alt+Shift+Num Lock" kombinasyonunu tıkladığımızda çıkan pencerede tamam diyerek numeric keyleri mouse haline getirebiliyoruz. 5 rakamı sol tık olarak kullanılabiliyor. 4-6 rakamlarını imleci sağ ve sola hareket ettirmek için 2-8 ide yukarı aşağı hareket ettirmek için kullanıyoruz. 7-9-1-3 ise koordinat düzleminde bölgeler arası hareket etmemizi sağlıyor. Klavye ile imleç çok yavaş hareket etse de aynı anda "ctrl" tuşuna basarsak imleç daha hızlı hareket ediyor. "+" tuşu çift tık "-" ile aynı anda "5" tuşlarına basıldığında da sağ tık yapmış oluyoruz.
Bir dosyanın üzerine gelip "0" tuşuna basılı tutarak imleci hareket ettirdiğimizde de dosya taşıma işlemini gerçekleştirmiş oluyoruz :) 
Şimdi değil belki ama bir gün mutlaka işinize yarayacak bir bilgi, akılda tutmakta fayda var diye düşünüyorum:)

3 Nisan 2015 Cuma

Being Invisible with Rexona!

3 Nisan 2015 Cuma

Eğri oturup doğru konuşalım... Deodorant hepimizin vazgeçilmezi. Deodorant icat edilmeden önce insanlar ne yapıyormuş merak ediyorum cidden, hayat kesinlikle daha zormuş :) Ben kışın stick şeklinde olan, yazın ise sprey şeklinde olan deodorantlarım olmadan yaşayamam. Şimdiye kadar birçok marka da denedim. Kimi koltuk altımda kuruluk yaptı, derim pul pul döküldü, kimi hiç etki etmedi, kimi ise giysilerimi mahvetti.
Siyah giysilerimin koltuk altlarının rengi deodorantın içindeki kimyasallar sebebiyle beyaza döndü. Beyaz tişörtlerim, gömleklerim ise hep sarardı. İşin kötü yanı yıkayınca da düzelmedi. Birçok sevdiğim giysiyi bu şekilde çöp etmişken invisible black/white deodorantlar girdi hayatımıza ve sonunda kocaman bir "Oh be!" diyebildik. Rexona'nın Invisible serisi de bu alanda hem kadına hem erkeğe yöenelik çeşitleri ve güzel kokusuyla piyasaya iddialı bir giriş yaptı.
Rakipleri yok mu? Evet var. Ama bunun için de Rexona'nın stratejisi var. Eğer perakende sektöründen biraz anlıyorsanız görsel koordinasyonun satışa olan etkisini bilirsiniz. Ben daha önce Inditex'te mağaza müdürlüğü yaptığım için bu alanda oldukça deneyimliyim. Satmayan bir ürünü, müşterinin göz hizasına yerleştirdiğiniz anda o ürünün satılma ihtimalini beşe katlarsınız. Rexona da bunu bildiği için bu tarz kozmetik ve hijyenik ürün satan mağazalarda kendisini görsel algımızın en güçlü olduğu noktalara yerleştirmeyi hedeflemiş.
Rakipleri ortadan kaldırmak ve satışları artırmak için daha iyi bir aksiyon düşünemiyorum! Rexona bu alanda daha üstün bir ürünle girmiş ve piyasaya beyaz kıyafetlerde sarı lekelere karşı daha etkili bir deodorant çıkarmış. Bence güzel kokusu ve tasarımıyla ekstra tercih sebebi olabilir.
Ben açıkçası satış stratejilerini takdir ettim ve sırf bunun için bile Rexona kullanmaya devam edebilirim. Siz de kesinlikle bir şans verip denemelisiniz... ;)
Bu içerik http://lunaparkqueen.blogspot.com.tr/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

2 Nisan 2015 Perşembe

Ürün Tavsiyesi; Ikea Sebzecimle Sebze Haşlamak Artık Çok Kolay :)

2 Nisan 2015 Perşembe
Merhaba, diyet yaparken en sinir olduğum şeylerden biri suda haşlanmış rengi ve dokusu mahvolmuş sebzeleri yemeye çalışmaktı. Üstüne yoğurt döker, o parçalanmış sebzeleri görmemeye çalışırdım.IKE da satılan bu sebze haşlama aparatı ile sanırım bu duruma veda ettim :)
Her şeyden önce inanılmaz pratik bir ürün. Sebzelerin buharda haşlanmasını sağladığı gibi, yaprak şeklinde açılıp kapanan kenarları sayesinde bir çok boydaki tencereye uygun hale getirilebiliyor. Tencerenin dibine az miktarda su eklemeniz ve içerisine sebzeleri yerleştirdiğiniz aparatı tencerenin boyutuna uygun hale getirerek yerleştirmeniz yeterli :)  Ben dereotlarını piştikten sonra serptim aroma vermesi için.Gördüğünüz gibi sebzeler hem canlı renklerini koruyorlar hem de parçalanıp dağılmıyorlar. Üzerlerinde su tadı hissedilmemesi ve vitamininin de suda kaybolup gitmemesi cabası :) Ortasında görmüş olduğunuz kısımada ürün içerisinde yer alan çengeli takarak el değmeden tencereden sebzeleri alabiliyorsunuz.
Şiddetle tavsiye ettiğim bu ürün İKEA Mağazalarından 12.90 TL lik cüzi bir ücretle satın alabilirsiniz.